https://dorlionjournal.com/index.php/pub/issue/feed Uluslararası Dorlion Akademik Sosyal Araştırmalar Dergisi (DASAD) 2025-12-31T03:00:44+03:00 Editor editor@dorlionjournal.com Open Journal Systems <p><strong>Uluslararası Dorlion Akademik Sosyal Araştırmalar Dergisi (DASAD)</strong>, 2023 yılında kurulan ve yılda iki kez yayımlanan, açık erişimli bir uluslararası akademik dergidir. Dergimiz, sosyal bilimlerin çeşitli alanlarında özgün araştırma makaleleri, inceleme yazıları ve çevirilere yer vermektedir. Tüm gönderimler, çift-kör hakemlik sürecinden geçerek titiz bir değerlendirme aşamasından geçmektedir. Yayın dillerimiz Türkçe ve İngilizce olup, uluslararası akademik standartlara uygun olarak geniş bir okuyucu kitlesine erişim sağlamayı hedeflemekteyiz.</p> <p>Dorlion Journal, bilimsel doğruluk, şeffaflık ve etik standartlara tam uyum ilkeleri çerçevesinde çalışarak, sosyal bilimler alanında nitelikli ve etkili katkılarda bulunmayı amaçlamaktadır.</p> <div class="kt-blog-post__content"> <div> </div> <div> </div> </div> https://dorlionjournal.com/index.php/pub/article/view/119 İshâk b. Hasan et-Tokâdî’nin Nazmu’l-Leâlî İsimli Eserindeki Bazı İtikâdi Konuların Kelâm ve İslâm Mezhepleri Tarihi Açısından Analizi 2025-09-18T11:37:14+03:00 Rukiye Kale Kaya k.rukiye95@gmail.com Şaban Banaz saban.banaz@gop.edu.tr <p>İshâk b. Hasan et-Tokâdî (ö. 1100/1688-89) XVII. yüzyıl Osmanlı döneminde yaşamış, devrin ilmî ve dinî çevrelerinde önemli bir konuma sahip olmuş Tokatlı bir âlimdir. Müellifin Nazmu’l-leâlî isimli eseri, akâid meselelerini ele alması bakımından Kelâm ilmine; farklı mezheplerin görüşlerine yer vermesi yönüyle de İslâm Mezhepleri Tarihi ilmine katkı sunan dikkate değer bir kaynaktır. Eserde İmâm Mâtürîdî’ye (ö. 333/944) özel bir atıfta bulunulması ve müellifin onu övgüyle zikretmesi, risâlenin Mâtürîdî kelâmı açısından ayrıca önem arz ettiğini göstermektedir. Bu bağlamda eserin incelenmesi, Osmanlı dönemindeki akâid tartışmalarının mahiyetini anlamak açısından kritik bir değer taşımaktadır. Bu çalışmada, literatür taraması ve doküman analizi yöntemi kullanılarak Nazmu’l-leâlî’deki akâid konuları incelenmiş, müellifin Kelâm ve İslâm Mezhepleri Tarihi alanındaki yeri belirlenmeye çalışılmıştır. Araştırmanın sonucunda Tokâdî’nin söz konusu eserinin Mâtürîdî düşünceyi ve Ebû Hanîfe’nin (ö. 150/767) fikirlerini güçlü bir biçimde savunduğu; buna karşılık diğer mezheplere yönelik yoğun ve sert eleştiriler içerdiği tespit edilmiştir. Tokâdî, eserinde Mâtürîdî düşünceyi hakikatin temsilcisi olarak öne çıkarmış, kendince eksik bulduğu ve hatalı olarak nitelediği diğer mezheplerin birtakım görüşlerini ise eleştirmiştir. Bu yaklaşımı, onun mezhebî aidiyetini güçlü bir şekilde ortaya koymakta ve kurtuluşa erecek olan fırkanın (fırka-i nâciye) kendi mezhebi olduğu düşüncesini yansıtmaktadır. Müellifin kullandığı sert eleştirel üslup ve taraflı yaklaşım, günümüz İslâm Mezhepleri Tarihi metodolojisi açısından değerlendirildiğinde objektiflikten uzak görünmektedir. Bununla birlikte eser, erken dönem Mezhepler Tarihi literatüründe sıkça görülen savunmacı ve polemikçi yaklaşımın XVII. yüzyıl Osmanlı döneminde de sürdürüldüğünü göstermesi bakımından dikkate değerdir. Dolayısıyla Nazmu’l-leâlî, Mâtürîdî kelâmı ve Hanefî geleneğinin Osmanlı düşünce dünyasında nasıl temsil edildiğini ortaya koyan önemli bir manzum risâle niteliği taşımaktadır.</p> 2025-12-31T00:00:00+03:00 Telif Hakkı (c) 2025 Şaban Banaz, Rukiye Kale Kaya https://dorlionjournal.com/index.php/pub/article/view/122 Gasset ve Mengüşoğlu Açısından Yetkin ve Erdemli İnsan Yetiştirmek Bağlamında Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli’nin Değerlendirilmesi 2025-10-18T21:40:42+03:00 Nilüfer Karadağ nilufer.onder.karadag@gmail.com Nebile Eroğul nebileerogul@gmail.com <p>Yetkin ve erdemli insan yetiştirme ideali ile Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli (TYMM) öğrenci profilinde bilgi, beceri, eğilim ve değerleri ön planda tutmaktadır. TYMM’nin insana bakışı ruh ve bedenden oluşan insanın bir bütün olarak geliştirilmesi temeline dayanmaktadır. TYMM öğrenci profilinde insana bakışta “ontolojik bütünlük”, bilgiye bakışta “epistemolojik bütünlük” eğitim sürecine bakışta “zamansal bütünlük”, değerlere bakışta ise “aksiyolojik olgunluk” kavramlarını merkeze almaktadır. Bu bağlamda çalışmada, felsefe tarihinde eğitim konusunda maddi ve manevi değerlerini en iyi şekilde bilen ve koruyan, bilim yapan ancak bilimi hayat amacı olarak görmeyen, varoluşunu önceleyen bireyler yetiştirmek olan Gasset’in görüşleri ile insanı aktif olarak yapıp eden, çalışan, eğiten ve eğitilen, değerleri duyan bir varlık olması bağlamında ele alan Mengüşoğlu’nun görüşleri TYMM felsefi perspektifi bakımından ele alınmıştır. Gasset’in önerdiği gibi TYMM’de ontolojik ve epistemolojik içerik olarak kültürün aktarımı, tarihsel süreç içinde hak ve sorumluluklarını bilen, bilmeyi ve öğrenmeyi ülkenin yetkinleşmesi için kullanan insan yetiştirme modelinden bahsedilmektedir. Mengüşoğlu’nun felsefi antropolojisine benzer bir şekilde TYMM, bireylere verilecek eğitimde bireyin biyopsişik varlık yapısındaki yeteneklerini geliştirebilecek değer-erdem-eylem çerçevesinde sunulmakta, bireylerin doğuştan gelen kapasitelerinin yüksek bir düzeye erişmesine odaklanmaktadır. TYMM öğrenci profilinde ve değer-erdem-eylem çerçevesinde ahlaklı, bilge, sorgulayıcı ve vatansever bireyler yetiştirerek yüksek değerlere sahip bir nesil inşa etmeyi hedeflemektedir.</p> 2025-12-31T00:00:00+03:00 Telif Hakkı (c) 2025 Nilüfer Karadağ, Nebile Eroğul https://dorlionjournal.com/index.php/pub/article/view/124 Yûnus Emre'de Namazın Mânevî Zanâat Olarak Kavramsallaştırılması 2025-11-12T10:17:07+03:00 Oğuz Çetin oguzcet@yahoo.com <p>Bu çalışma, Yûnus Emre'nin “San'atun yigregi çün namâzımış hoş pîşe” mısraıyla başlayan şiirini merkeze alarak, namaz ibadetinin bir “mânevî zanâat” olarak nasıl kavramsallaştırıldığını analiz etmektedir. Yûnus'un namazı bir “sanat” (san'at) ve “meslek” (pîşe) olarak nitelemesinin, sadece birer metafor olmadığını, aksine onu bireyin kendini ve hayatını ilâhî bir merkez etrafında yeniden inşâ ettiği bütüncül bir proje olarak gören tutarlı bir tecrübenin ürünü olduğunu dile getirmektedir. Makale, bu inşâ projesinin teorik zeminini Fârâbî'nin meleke (ustalık) kavramı ve Ahilik geleneği üzerinden kurmaktadır. Ardından, bu sanatın icrasının kalitesini belirleyen ihsan ve huşû gibi derunî ilkeleri, Serrâc, Gazzâlî ve Kuşeyrî gibi klasik tasavvuf otoriteleriyle ilişkilendirerek incelemektedir. Çalışma, bireysel inşânın toplumsal alana (aile ve iş hayatı) nasıl yayıldığını, “taşlaşmış kalbin” nasıl bir ahlâkî terapiyle yumuşatıldığını ve tüm bu projenin “ansızın gelen ecel” karşısındaki varoluşsal anlamını, yani namazın bir “ölüme hazırlık sanatı” olarak işlevini ortaya koymaktadır. Sonuç olarak makale, Yûnus Emre'nin, Kur’ân ve Sünnet'in evrensel ilkelerini 13. yüzyıl Anadolu'sunun kültürel kodlarıyla harmanlayarak, fıkhî bir görevi, hayatın tüm alanlarını yapılandıran bütüncül bir “kendini inşa etme sanatı”na nasıl dönüştürdüğünü göstermektedir.</p> 2025-12-31T00:00:00+03:00 Telif Hakkı (c) 2025 Oğuz Çetin https://dorlionjournal.com/index.php/pub/article/view/120 Erken Abbâsî Devrinde Zındıklık Olgusunu Besleyen Sosyopolitik Gelişmeler 2025-10-20T13:15:07+03:00 Mevlüt Özer mevlutozer0395@gmail.com Mustafa Tanrıverdi mustafatanriverdi@mu.edu.tr <p>Bu çalışma zındıklık olgusunun tarihsel arka planını ve erken Abbâsî döneminde bu olguyu besleyen siyasi ve sosyal gelişmeleri incelemeyi hedeflemektedir. Emevîlerin sonunda ve Abbâsîlerin başlangıcında siyasi, coğrafi ve kültürel gelişmelerinin etkisiyle zındıklık şeklinde isimlendirilen ve Müslüman toplumu derinden etkileyen bazı sapkın ideolojiler ortaya çıkmıştır. İslam’ın temel prensipleriyle bağdaşmayan muhtelif fikir ve ideolojilere sahip bu oluşumlar, erken Abbâsî döneminde yaşanan siyasi ve sosyal gelişmelere paralel olarak zaman zaman devletin bürokratik mekanizmalarını etkileyebilecek güce ulaşmışlardır. Abbâsî halifeleri Merkūnîlik, Dehrîlik, Manicilik, Deysânîlik, Senevîlik, Mezdekîlik, Mecûsîlik gibi ağırlıklı olarak kadim Fars inanç ve geleneklerini canlandırmayı hedefleyen zındık gruplarla kararlı bir mücadele içerisine girmişler; hatta bu konuyu haleflerine vasiyet edecek kadar önemsemişlerdir. Nitekim bu dönemde ilk kez söz konusu heretik grupların yargılanıp cezalandırıldığı Dîvânü’z-Zenâdıka adlı bir kurum ihdas edilmiştir. Zındık ve mülhidler her fırsatta sapkın fikir ve ideolojilerini yaymaya çalışmışlar, inanç ve amel düzeyinde Müslüman toplumu ifsat etmeye dönük maksatlı bir tutum içerisine girmişlerdir. Zındıklık hareketleri devlet mekanizmasının otoriter olduğu evrelerde gizli ve derinden sürerken siyasi ve sosyal politikaların yumuşamaya başladığı evrelerde daha açık ve görünür şekilde devam etmiştir. Bu çerçevede zındıkların, halifelerin benimsediği siyasi ve ictimai politikaların ortaya çıkardığı atmosfere göre tutum geliştirdikleri görülmüştür. Çalışmada erken Abbâsî döneminde ortaya çıkan Beytü’l-Hikme müessesesi, tercüme hareketleri, Mihne hadisesi, Şuûbiyye akımı gibi dini ve sosyokültürel gelişmelerin zındıklık olgusunu beslediği tezi üzerinde durulmaktadır. Son olarak çalışmada literatür tarama ve dokümantasyon yöntemi benimsenmiş olup erken dönem Abbasî dönemini konu alan klasik ve modern kaynaklar zındıklık kavramı etrafında şekillenen olguların tespitine imkan verecek ölçüde taranarak tasnif edilmiş ve anlamlı bir bütünlük ortaya konulmaya çalışılmıştır.</p> 2025-12-31T00:00:00+03:00 Telif Hakkı (c) 2025 Mevlüt Özer, Mustafa Tanrıverdi https://dorlionjournal.com/index.php/pub/article/view/121 Mesnevî’de Söz ve Sessizlik 2025-10-25T23:41:58+03:00 Seyhan Kardeş seyhankardes@gmail.com <p>Bu makale, Mevlânâ Celâleddîn-i Rûmî’nin <em>Mesnevî</em> adlı eserinde ele alınan “söz” ve “sessizlik” kavramlarını incelemektedir. Araştırmanın temel amacı, Mevlânâ’nın insanın manevî tekâmül sürecinde söz ve sessizlik arasında kurduğu dengeyi ortaya koymaktır. Çalışma, günümüz insanının iletişim fazlalığı içinde kaybolduğu bir çağda, Mesnevî’nin sunduğu ölçüleri yeniden düşünmeye yöneltir. Araştırmada nitel, metin merkezli bir yöntem benimsenmiş; Mesnevî’nin birincil metni ve Türkçe tercümeleri üzerinde tematik analiz yapılmıştır. “Sözün ontolojisi”, “sözün kudreti”, “sessizliğin hikmeti” gibi başlıklar altında seçilmiş beyitler derinlemesine yorumlanmış, tasavvufî bağlamda çözümlenmiştir. Araştırmanın ana sorusu, “Mevlânâ’ya göre söz ve sessizlik insanın hakikate ulaşma sürecinde nasıl bir eğitim yolu oluşturur?” biçiminde özetlenebilir. Çalışma, Mesnevî’deki örnek beyitlerle sınırlıdır; ancak söz ve sessizliğin Mevlânâ’nın bütün düşünce sistemi içindeki yerini temsil edici bir bütünlükte ele alır. Bu yönüyle araştırma, söz ve sessizliği birbirinin karşıtı değil, ardışık iki terbiye basamağı olarak yorumlamasıyla özgün bir değer taşır. Elde edilen bulgular, sözün ilahî bir nefes ve toplumsal inşa gücü, sessizliğin ise edep, sabır ve teslimiyetin dili olduğunu göstermektedir. Sonuçta Mevlânâ, insanın kemâle ancak “doğru zamanda konuşma” ve “doğru zamanda susma” dengesini kurarak ulaşabileceğini vurgular. Bu denge, modern çağda hem bireysel huzur hem de toplumsal barış için kalıcı bir rehber niteliğindedir.</p> 2025-12-31T00:00:00+03:00 Telif Hakkı (c) 2025 Seyhan Kardeş https://dorlionjournal.com/index.php/pub/article/view/113 İslâmcılık: Kavramsal ve Tarihsel Kökenler 2025-07-04T11:32:14+03:00 Nazırhan Şener nazirhansener@gmail.com İhsan Toker iitoker@gmail.com <p>Bu çalışma, Osmanlı’nın son dönemlerinden Cumhuriyet’in kuruluşuna uzanan süreçte modern İslâmcılığın ortaya çıkışını kavramsal ve tarihsel boyutlarıyla ele almaktadır. Osmanlı Devleti’nin Batı karşısındaki geri kalmışlığı ve iç siyasal krizleri, çeşitli ideolojik yönelimlerin gelişmesine zemin hazırlamış; bunlardan biri olan İslâmcılık, toplumsal ve siyasal boyutlarıyla modern bir ideoloji olarak şekillenmiştir. Her ne kadar İslâmcılığın tanım ve kapsamı araştırmacılar arasında farklılık gösterse de bu çalışmada hareketin, hem içe dönük siyasal ve kurumsal İslâmîleştirme çabalarını hem de dışa dönük pan-İslâmist stratejileri bünyesinde barındıran iki yönlü bir karakter taşıdığı kabul edilmektedir. Çalışma, İslâmcılığın Osmanlı’daki reform ve yenileşme hareketleri çerçevesinde gelişimini özellikle “üç tarz-ı siyaset” bağlamında değerlendirmekte; Yeni Osmanlılar ve Meşrutiyet dönemi İslâmcılarının düşünce ve pratiklerini incelemektedir. Ayrıca Millî Mücadele sürecinde İslâmcıların farklı konumlanışları ve katkıları ele alınarak hareketin siyasal dinamizmi ve değişen stratejileri tarihsel bir bütünlük içinde ortaya konulmaktadır. Metodolojik olarak çalışma, Cumhuriyet’in kuruluşu ile sınırlandırılmış; modern İslâmcılığın temel ideolojik ve siyasal unsurlarının kavramsal çözümlemesine odaklanılmıştır. Bu yönüyle çalışma, İslâmcılığın tarihsel dönüşümü ve çeşitliliğini görünür kılmakta ve modern siyasal ideolojiler arasındaki özgün konumunu vurgulamaktadır.</p> 2025-12-31T00:00:00+03:00 Telif Hakkı (c) 2025 Nazırhan Şener, İhsan Toker https://dorlionjournal.com/index.php/pub/article/view/123 Mercimektepe Höyük: An Overlooked Early Bronze Age Settlement in Central Anatolia 2025-11-08T19:23:58+03:00 Aslı Kahraman Çınar asli.kahraman@yobu.edu.tr <p>Yozgat possesses numerous untapped historical and archaeological sites awaiting exploration, one of which is Mercimektepe Höyük. One such archaeological site is Mercimektepe Höyük. Listed in the Ministry of Culture and Tourism's register of certified archaeological sites, Mercimektepe Höyük covers an area of approximately 14 acres and is located on the left side of the Yozgat-Sivas Highway, in the Esentepe district. The land has been damaged by years of farming, and the water reservoir built directly on top of it has further exacerbated this damage. Mercimektepe Höyük served as a settlement site at the end of the 3rd millennium BCE and then in the 2nd millennium during the Hittite period. Research has revealed that this site belongs to a culture contemporary with the Alishar culture. This study will provide information about the drilling studies, rescue excavations, and excavation studies conducted on Mercimektepe Höyük to date. This study aims to present the artefacts..." veya "The objective of this study is to document the artefacts found in the excavations at the mound with original photographs, to contribute to the gap in the literature, and to be one of the first studies on the subject.</p> 2025-12-31T00:00:00+03:00 Telif Hakkı (c) 2025 Aslı Kahraman Çınar https://dorlionjournal.com/index.php/pub/article/view/118 12 Gün Savaşı'nın TASS ve IRNA Devlet Haber Ajanslarında Yansımaları 2025-12-16T14:51:37+03:00 Kübra Erbayrakçı kubra.erbayrakci22@ogr.atauni.edu.tr <p>Bu çalışma, literatürde “12 Gün Savaşı” olarak bilinen İsrail-İran arasında yaşanan çatışmanın müttefik iki devlet olan Rusya ve İran devlet haber ajanslarında nasıl yankı uyandırdığını ortaya koymayı amaçlamıştır. 13 Haziran 2025 tarihinde İsrail Başbakanı Netanyahu, İran’ın nükleer ve askeri altyapısına karşı önleyici bir saldırı harekâtı başlatmış ve İran, “Gerçek Vaat 3” adını verdiği operasyonla bu saldırı harekâtına karşılık vermiştir. ABD ise İsrail’in yanında yer alarak İran saldırısında büyük etki yaratan bir rol üstlenmiştir. Nükleer alanda İran’ın iş birliği içinde olduğu Rusya’nın bu çatışmalara yönelik tavrı önemli bir gözle bakıldığından çalışmada Rusya ve İran devlet haber ajansları TASS ve IRNA ele alınarak bu iki ajansta çatışmalara yönelik verilen haberlerde politik anlayış incelenmiştir. Nitekim medya, küresel siyasi süreç üzerinde etkili olmakta, siyasi ve ideolojik yönelimlerini ortaya koymaktadır. Buna göre araştırmanın sorularını; “TASS ve IRNA devlet haber ajansları politika okuması yapıyor mu?” ve “Bu ajanslar hangi politik anlayış ile haber inşa etmektedirler” oluşturmaktadır. Haberler nitel bir yaklaşımla eleştirel söylem analizi tekniğiyle analiz edilmiştir. Haberlerin analizi Van Dijk’ın eleştirel söylem çözümlemesi modeli çerçevesinde gerçekleştirilmiştir. Van Dijk’ın eleştirel söylem çözümlemesi, mikro ve makro düzeylere dayanmaktadır. Mikro düzeyde; sözcük seçimleri, cümle yapıları, cümleler arasındaki nedensellik ilişkisi ve retorik incelenirken makro düzeyde; tematik ve şematik analiz uygulanmaktadır. Sonuç olarak, örneklem olarak seçilen haber ajanslarının devlet haber ajansları olması göz önüne alındığında devletlerin medyayı kendi politik düzleminde kullandığı sonucuna ulaşmak mümkün olmaktadır. Medyanın amacı, kitleyi bilgilendirmenin ötesine geçerek kitleyi manipüle etmeye dayanmaktadır. Medya, politik söylem çözümlemesi yaparak savaşa yaklaşım sergilemekte ve her ülkenin kendi politikasına yönelik haber inşa etmektedir. Bu inşayı ideoloji şemsiyesi altında yapmaktadır. Medyada verilen mesajlar kitleleri düşmana ve ötekiye karşı bütünleştirmekte ve haberlerde gerçeklik yeniden inşa edilmektedir.</p> 2025-12-31T00:00:00+03:00 Telif Hakkı (c) 2025 Kübra Erbayrakçı https://dorlionjournal.com/index.php/pub/article/view/117 Fahreddîn er-Râzî Tefsirinde Hz. Meryem 2025-11-21T14:34:45+03:00 Mehmet Yusuf Haklı yusufhilvani@hotmail.com <p>Hıristiyanların Hz. Meryem’e verdikleri makam tevhid akidesine halel getirmiştir. Yahudiler ise bir peygamber annesinin onuruna yakışmayan bühtanlarla onu lekelemişlerdir. Bunların aksine Kur’ân Hz. Meryem’i, tevhid akidesine zarar vermeden en temiz bir şahsiyet olarak tanıtmıştır. Bu yüzden Müslümanlar onun beşeriyetini göz ardı etmedikleri gibi, hak ettiği değeri ona vermekten geri durmamışlardır. Doğumundan başlayarak Hz. ʿÎsâ’yı babasız olarak doğurmasına kadar geçen süreç özellikle Âl-i İmrân ve Meryem sûrelerinde ayrıntılı bir şekilde anlatılmıştır. Kur’ân’ın Hz. Meryem için belirlediği konum, tefsirlerin yardımıyla daha belirgin bir şekilde ortaya konacak yer yer Hıristiyan teolojisindeki Meryem profiliyle karşılaştırılacaktır. Hz. Meryem’le ilgili birçok kitap, tez ve makale yazılmıştır. Ancak konuyu dirâyet tefsiri özelinde işleyen çalışmalar çok azdır. Dirâyette önemli bir mevkide olan Fahreddîn er-Râzî’nin tefsiri bağlamında Hz. Meryem’i ele alan bir çalışmaya ise rastlamadık. Bu yüzden Hz. Meryem’le ilgili âyetleri Fahreddîn er-Râzî gibi önemli bir müfessirin bakış açısıyla ele aldık. Çalışmada analitik-mukayeseli yöntem kullanılmıştır. Bir müfessir, aynı zamanda bir kelamcı olan Fahreddîn er-Râzî, beklenen dirâyet tefsir performansının aksine meseleleri daha çok rivâyet tefsiri yöntemiyle ele almıştır. Birçok yerde meseleleri değerlendirmekten ya da en azından tercihini belirtmekten uzak bir tavır sergilemiştir. Hz. Meryem’in doğumu, mâbede bırakılması, büyümesi, hamileliği ve hamilelik müddeti gibi meselelerde Râzî birçok yerde isim vermeden âlimlerden aktarma yaptığını belirtmiştir. Müfessir Râzî Hz. Meryem’e ait özellikleri sayarken diğer müfessirlerle aynı görüşleri ortaya koymuştur. Ancak Hz. Meryem’in Hz. ʿÎsâ gibi beşikte iken konuştuğunu iddia etmesi, sadece ona has bir tespit olarak kalmıştır.</p> 2025-12-31T00:00:00+03:00 Telif Hakkı (c) 2025 Mehmet Yusuf Haklı